Hiçbir şey bilmeyen, hiçbir şeyi sevmez. Hiçbir şey yapamayan, hiçbir şeyi anlamaz. Hiçbir şey anlamayan değersizdir. Oysa anlayan kişi aynı zamanda sever, farkına varır, görür… Bir şeyin aslında ne kadar bilgi varsa, o kadar sevgi vardır. Tüm yemişlerin böğürtlenlerle aynı zamanda olgunlaştığını düşleyen kişi üzümlere ilişkin hiçbir şey bilmiyor demektir. PARACELSUS…
6 Şubat 2008 Çarşamba akşamı, İstanbul Mezopotamya Kültür ve Dayanışma Derneği. Rutin çarşamba akşamı toplantılarının bir yenisi yapılmak üzere ve insanlar yavaş yavaş derneğe gelmekte. Yaklaşan toplantı saati ile birlikte lokal dolmaya başlıyor. Dernek bu akşam dernek diğer akşamlara göre daha kalabalık. Üyeler eşleri ve çocuklarını da bu akşamki toplantıya getirmişler. Yaklaşan toplantı saati ile birlikte insanlarda ki heyecan gözlerden kaçmamakta. Yaşanan heyecanın sebebi ise ziyarete gelecek olan değerli bir misafir.
Aslında Mezo-Der için ziyaretçi kabulü kanıksanmış bir olay. Dernek açıldığı günden buyana birçok misafire ev sahibi olmuş durumda. Bu ziyaretçiler arasında yurtiçinden ve yurtdışından gazeteciler, yazarlar, araştırmacılar, öğretim görevlileri, yöneticiler yer almakta. Bu kadar sık ziyaret edilmenin altında yatan etken, yüklenilen misyondan ileri geliyor.2004 yılında, Süryani kültürünü tanıtmayı ve geliştirmeyi amaç edinerek açılan dernek bu alanda bir ilk.
Mezo-Der’in bir ilk olması insanların kafalarında farklı duygu ve düşüncelerin oluşmasına neden oldu. Bu duygu ve düşüncelerin ışığında insanlar, kurumlar derneği ziyaret etmeğe başladılar. Bu ziyaretler dernek üyelerini fazlasıyla memnun ediyordu. Kurulan iletişim sayesinde insanlar derneği daha yakından tanıma fırsatı buluyor, kafalarda oluşan soruların cevaplan bulunuyordu. Meraklar bir nebze olsun gideriliyor, duyulan sempatiler paylaşılıyor ve bir şeyler yapma isteği doğuyordu.
Bu tür olumlu gelişmelerin yanında, dernek ile ilgili olumsuz düşünceler de yok değildi. Dernek üyeleri bu olumsuz düşüncelerin varlığından haberdarlar. Ama bunun doğal olduğunun bilincindeler. Çünkü bu olumsuz düşüncelerin bilgisizlikten kaynaklandığın biliyorlar. Bilgisizliğin altında yatan sebep ise iletişim eksikliği. İletişim kurulmamış, diyaloga girilmemiş bir dernek hakkında dile getirilen fikirler ne kadar doğru olabilir. Ve doğru olmayan bu fikirler ne kadar uzun ömürlü olabilir. Olaylara sevgi perspektifinden bakmak dernek üyelerini rahatlatmakta. Doğruya giden yol bilgiden geçmekte idi ve bilginin olduğu yerde tabi ki sevgi vardı.
Bu düşünceye ortak olduğuna inanılan bir kişiyi misafir edecek olmak, haklı bir heyecana neden olmuştu. Bu heyecana neden olan misafir Mardin ve Diyarbakır Metropoliti Saliba Özmen idi. Sayın Metropolit beraberinde sekreteri Yusuf Beğtaş ile birlikte Mezo-Der’i ziyarete gelmişti. Büyük bir coşku ile karşılanan Metropolit’in duyduğu memnuniyet sevgi dolu gözlerinden okunuyordu. Dernek üyelerinin mutluluğunu ifade etmek ise dernek başkanına kalmıştı. Mezo-Der başkanı Tuma Özdemir bu mutluluğu ifade ettikten sonra; derneğin amaç, çalışma ve faaliyetleri konusunda brifing verdi. Metropolit Saliba Özmen ise dernek çalışmalarından dolayı; dernek yönetimi ve üyelerini tebrik etti. Kendilerinin, özellikle bu tür sivil kültürel çalışmalara çok büyük önem atfettiklerini anlattılar. Bu nedenle bu tür çalışma ve faaliyetlere başkalarının bakış ve değerlendirmesi ne olursa olsun; yılmadan halkımızın kültürel özelliklerini yaşatacak ve tanıtacak faaliyetlere devem edilmesi gerektiğini dile getirdiler. Daha sonra Sayın metropolit dinleyicilerden gelen çeşitli soruları cevaplandırdılar. Almanya ve Hollanda’ ya yapmış oldukları seyahatlerde; yapılan ziyaretleri ve katılınan faaliyetleri anlattılar. Ayrıca Deyrulzafaran Manastırında yaptıkları çalışmalar ve hedefleri konusunda bilgi sundular.
Gerek bulunduğu konum, gerekse kültürel birikiminden dolayı çok saygı duyulan bir dini liderin sivil toplum çalışmalarının önemi ile ilgili konuşması dikkatle dinlenmişti. Konuşmasında sivil toplum hayatında Süryaniler’in de yer almasının gerekliliğini vurgulamıştı. Bu yaşadığımız çağın bir gereği idi. Bu gerekliliği yerine getirmek hem Süryani toplumuna, hem de ülkemize kazanımlar sağlayacaktı. Bu bağlamda Mezo-Der’in çok önemli bir misyonu üstlendiğini ifade etmişti. Doğru olduğuna inanılan bir işin böylesine değerli bir kişi tarafından takdir gösterilip, dile getirilmesi bizleri fazlası ile memnun etmişti.
Sayın metropolitimizin sivil toplum konusundaki açıklamalarını dinlerken aklıma okuduğum bir yazı geldi. Londra’nın Blackheat semtindeki Ascension Kilisesi’nin duvarında bulunan metal plakette şunlar yazılıdır.
“Dostluk, arkadaşlık yaşamdır.
Dostuğun ve arkadaşlığın olmadığı yer ise ölümdür.
Cehennemde dostluk, arkadaşlık yoktur, insanlar tek tek kendileri vardırlar”
Bu sözler; 1370′lerin sonunda İngiltere’de ortaya çıkan köylü isyanının liderlerinden John Ball’a ait. John Ball bu sözler ile yaşamdan bahsederken aslında sivil toplumun kendisinden bahsetmiş oluyor. Tek tek olmanın ölümü, birlikteliğin yaşamı ifade etmesi gibi sivil toplumun temelini oluşturan birliktelikte bu bağlamda yaşamı ifade ediyor. Sivil toplum hayatın kendisi. Sivil toplum hareketine kuşku ile bakmak aslında hayata kuşku ile bakmak gibi bir şey. Arkadaşlık, dostluk, dayanışma insanların bir araya gelip, bir şeyler yapması aslında sivil toplumun tarifi. Sivil toplum insanların yalnız başına yapamadıklarını bir arada yapması, yani yaşamın ta kendisi.
Sivil toplumun önemi hakkında okuduğum yazı, Metropolitimizin konuşması ile birden aklıma gelmişti. Söyleyenler farklı olsa da, dile getirilen şey ortak idi. Sivil toplumun temeli birliktelik idi tıpkı insan hayatı gibi. Birliktelik bir şeyleri yapmayı sağlıyordu, yapılan her şey anlamayı güçlendiriyordu. Anlamak bilgilenmek idi ve bilginin olduğu yerde tabi ki Sevgi vardı.
Dr. Yusuf ATUĞ / İstanbul






